|
NEY
VE EDEBİYAT
Ney, klâsik, dinî ve tasavvufî Türk mûsikîsinde çok önemli bir yeri olan
sazımızdır. Sesi insanı çok etkileyen neyin bu karakteri yıllar boyunca
sürmüş, sosyal hayatta, mûsikî dünyasında olduğu kadar edebiyatta sahasında
şâirlerimiz tarafından kullanılmıştır. Bu istifâdeler zaman zaman, neyin
çeşitli özellikleri doğrultusunda ve bunlardan faydalanılarak yapılan
edebî sanatlarla da zenginleştirilmiştir.
Ney ve Mevlânâ
Aslının Türk olduğunu söyleyen Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, 13.asırda, çökmeğe
doğru giden Selçuklular idâresindeki Anadolu'da meydana gelen siyâsî krizlerde
, ileri görüşü ile Osmanoğullarını desteklemiş, düşünce ve sanat kudreti
ile birleştirici bir rol oynamış, Türk Anadolu'da yeni bir düzenin kurulmasına
etkili olmuştur.
Mevlânâ, Orta Asya bakslarında görülen semâa yeni bir anlayış getirmiş,
şiirleri, gazelleri ve mûsikîsi ile insanları ilâhî -gerçek- aşka çekmiştir.
Bu aşk da yaradan aşkıdır, Allah aşkıdır. Vecd ânında semâ etmiş, mûsikîyi
ilâhî aşkın doğmasında vasıta kılmıştır. Semâ esnâsında, Onun şiirleri,
gazelleri. hânendeler tarafından söylenir, ney, rebâb, kudüm gibi sazlarımızda
bu edebiyât-mûsikî beraberliğine katılırdı.
Günümüzde de yapılan Mevlevî semâlarında okunan eserlerin güfteleri, genellikle
Mevlânâ'nın ilâhî aşk ile söylediği şiirler ve gazellerinden meydana gelen
Mesnevî'sinden alınmıştır. (Uzun süren birçok hikâyelerden meydana
gelen ayrı ayrı beyitler hâlindeki şiirlere -Mesnevî- denilir. Örnek olarak,
Fuzûlî'nin Leylâ ve Mecnûn , Şeyh Galib'in Hüsn-ü aşk, Mevlânâ
'nın Mesnevî'sini verebiliriz.)
Yaklaşık olarak 25.000 beyit olan Mesnevî' nin ilt 18 beyitine Mevlânâ
,
Bişnev in Ney hikâyet mîküned
Ez cüdâyihâ şikâyet mîküned
beyiti ile başlamıştır. Dinle bu neyi nasıl hikâyet ediyor, ayrılıkları
şikâyet ediyor, yâni Ney, Sevgiliye kavuşamamanın, Allah'a ulaşamamanın
şikâyetini, anlatıyor, dinle!
Mevlânâ, Mesnevî 'nin ilk beyitinde olduğu gibi 18 beyitinde de
neyi anlatıyor, diğer bir ifâde ile ney, insan-ı kâmil (Olgun insan) 'e
benzetiliyor. Bu benzetme ile ney âdetâ, Mevnevî'nin özü hâline gelerek
sembolleşmiştir, böylece Mesnevî denilince Mevlânâ, Mevlânâ denilince
ney akla gelmektedir.
Mevlânâ'nın Mesnevî'sine Bişnev ez Ney (Dinle Ney'den) diye
başlaması, Onun kulağın ve işitmenin önemine dikkat çektiğini göstermektedir;
"Neyi dinle ki neler neler anlatıyor, Allah'ın gizli sırlarını söylüyor.
Kur'ân-ı Kerîm 'in Taha Sûresi'nde de ;
" ...korkmayınız, Ben sizinle berâberim, işitirim ve görürüm" meâlindeki
Âyet-i Celîle' de, işitme görmeden önce söylenmiştir.
Mevlânâ 'da ney hem kamıştan yapılmış, bildiğimiz, üflediğimiz neydir,
hem de bütün nefislerden, maddî hırslardan arınmış insan-ı kâmildir. Neyi
dinle! diyerek kendilerine işâret edilmiştir. Ney'in içi boşaltılmış,
bütün kötülüklerden sıyrılmış olduğu halde, neyzenin nefesine terkedilmiş
ve Hû sesini çıkarmaktadır. İnsan-ı kâmilin vücûdu da neye benzer, neyde
yedi perde vardır, bunlar insanın uzuvlarına benzetilmiştir.
" Ney yârinden ayrılan kişinin dostu ve arkadaşıdır. Onun perdeleri bizim
perdelerimizi yırttı."
Ahmed Avni Konuk, bu sözleri ile ve « bizim perdelerimiz» tabîri ile şunu
anlatmaktadır ;
" Ney'de yedi perde vardır .Yegâh , Aşirân, Irak, Rast, Dügâh, Segâh,
Çargâh'tır. Hakka ulaşmak isteyende, müridde de yedi perde mertebe vardır:
Nefs-i Emmâre, Nefs-i Levvâme, Nefs-i Mülheme, Nefs-i Mutmeinne, Nefs-i
Râziyye, Nefs-i Merziyye, Nefs-i Sâfiye.
İşte neyin perdelerinden çıkan nağmeler yâni insan-ı kâmilin perdeleri,
mürîdin önündeki perdeleri yırttı ve onu nefsin bütün engellerinden kurtararak,
Nefs-i Sâfiyye 'ye ulaştırdı.
İnsan-ı kâmilin içi ney gibi boşaltılmıştır. Bu boş ve temiz vücûdda meydana
gelen fiiller, ancak Hakk'ın tasarrufu ile olur. Bu sebeble, neyin sesi
her sazın sesinden daha etkileyicidir, dinleyenin üzerinde mânevî duygular
uyandırır.
NEYİN DÎVÂN EDEBİYÂTI'NDAKİ YERİ
Lâle devrinin ünlü şâiri Nedîm; müzik yapan bir mutrıp (saz) heyetinin
icrâsı sırasında, mutrıp içinde bulunan neyi de övmektedir:
Mutrıbın feyzini gör lâ'l-i şeker-hâyende
Ki nefes kand-i musaffâ oluyor nâyinde
Yine Nedîm bir beyitinde , "Ey Nedîm, eline yine Irak Ney' i ni al ki
yeni şiirinin sesi, nağmesi Isfahân'a kadar gitsin" demektedir.
Deste yine o Nây-ı Irâkî ' yi al Nedîm
Gitsin nevâ-yı nazm-ı nev'in Isfahân'a dek
Ney, tarih boyunca daima dervişlerin, erenlerin sembolü olarak kabûl edilir.
Kızgın güneşin altında yatan kamışlar, âit olduğu vatanından, yâni sazlıktan
koparılarak, kızgın demir ile yakıldığında, insan gibi feryâd eder, işte
bu feryâd duyulan acının belirtisi değildir, aslına dönmek istercesine
bir feryâddır, vatanına, kamışlığa dönme arzusunun yakarışıdır. İnsanlar
da çile dolu dünyâ-madde âleminden kopup, aynı kamış gibi, ney gibi esâs
varlığa, Allah'a kavuşmak isterler.
Ney kamışının açılışı
16.yy.da büyük Türk şâiri, Dîvân Edebiyâtı'nın temel taşlarından biri
olan Fuzûlî;
Ney-i bezm-i gamem ey mâh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismümde hevâdan gayrı
mısrâ'ında, zayıflamış vücûdu ney gibi olan ve Allah yolunda birçok sıkıntıya
katlanan dervîş Fuzûlî, içinde nefesden başka birşey kalmayan vücûdunu,
delikleri kızgın demir ile açılmış kendini neyzenin nefesine bırakmış
kuru bir kamışı neye benzetmiştir. Dîvân şiirinde, ney üzerindeki deliklerle,
çekilen ıstıraplar arasında genel olarak bir ilişki kurulmaya çalışılmıştır.
Fuzûlî, bu görüşümüze örnek olarak şu sözleri söylemiştir;
Vücûdum Ney kimi sûrâh sûrâh olsa âh etmem
Mahabbetden dem urdum incitmek olmaz cefâlardan
(Vücûdum Ney gibi delik deşikde olsa âh etmem.
Sevgiden dem vurdum ,aşktan söz ettim
Bu yüzden aşkın cefâlarından incinip , üzülmek olmaz.)
Zâtî , bağrının ney gibi delindiğini şöyle ifâde ediyor:
Ney gibi bağum delindi geçti fürkat bendler
Âlemi tuttu figânum oldu benzüm saz gel
Âhî ise,
"gönül neyindeki feryâdın sırrını ancak sînesi delik olanlar, acı çekenler
anlar" demektedir.
Nedendir dilde Nâyun sûz- ü sâzı
Delüklü sîneler onlar bu râzı
Ney rûhâniyeti
Neyin sesinin güzelliğinden etkilenen ve bundan ilhâm alan şâirlerimiz;
yapısı çok sade bir kamış olan bu sazın sesinin rûhâniyetinin hayranlığının
şeşkınlığı içinde bir çok şiir yazmıştır.
Mevlevî şeyhi ve şâir Şeyh Galib'de, neyin sesinin rûhânî etkisinden ilhâm
almış ve şiirlerinde bu etkilenmeyi göstermiştir.
Şeyh Galib, "Ney" redifli bir gazelinde;
Galib Cenâb-ı Şems'ten almış nefes meğer
Erdi amûd-ı subha dem-i subhgâh-Ney
(Ney, Şems'ten nefes almıştı ki dem çekişi, yanık sesi ,seher vaktinde
güneş ışığının en yüksek yerlerine kadar yükseldi.) demiştir.
Ney'in feryâdı
Ney
sesinin, edebiyâtımızda feryâda, inlemeye benzeltildiği görülmektedir;
Ahmed Paşa,
Zülfinün bendinde olaldan giriftâr inlerem
Ney gibi feryâd idüb zâr-ı dil - efgâr inlerem
Fuzûlî:
Ney gibi her dem ki bezm-i vaslını yâd eylerem
Tâ nefes vardır kuru cismümde feryâd eylerem
Nedîm:
Olmakda derûnumda hevâ âteş-i sûzân
Nâyın diyebilmem ki ne hâlet var içinde
Dert Ortaklığı
Gönüllerini kendilerine arkadaş veya sırdaş edinen bazı şâirlerimiz dertlerine,
feryatlarına, neyi de ortak etmişlerdir. Kanûnî Sultan Süleyman'ın vefâtından
sonra yazdığı Terkîb-i Bend 'indeki mısralarında Bâkî,
Ey dil bu demde sensin olan bana hem-nefes
Gel Nây gibi inleyelim bâri zâr zâr
Ney'e benzetme
Necâtî ,
"Kamış kalemim, ney gibi inleyerek olgunlaştığı günden beri, şiirimin
her bendi şeker lezzeti vermektedir " diyerek kalem ile ney arasında güzel
bir ilgi kurmuştur.
Mazmûmun gör nice her bendi virür ta'm-ı şeker
Perveriş eyleyeli Ney gibi kilk-i nâlân
Büyük hiciv şâirimiz Nef'i ise her nedense kendini eleştirmemiş, aksine,
kalemi üzerindeki başarısını, güzelliğini, ustalığını, neydeki seslere,
nağmelere benzeterek övmüştür:
Nef'i nedir ney-i kalemümde bu nağmeler
Gûyâ ki her terânede bir saza başladı
Aşk ve Ney
Türk Edebiyâtında bolca ele alınan konuların başında «aş» gelmektedir.
Âşık, bu konunun en önemli olanıdır ve her zaman acı içinde olup, bu acıdan
da vazgeçmek istemez...Âşık olunan, yani sevgili ise âşıkı âşıkına pişmân
etmek için elinden geleni esirgemez...Bu sebeble aşk, âşık için sıkıntı
ve acı kaynağıdır, başka bir ifâde ile ilhâmıdır. Aslında, sözünü ettiğimiz
bu aşk, ilâhî aşktır, Allah aşkıdır. İlâhî aşk, gizlidir, gerçek aşkın
gizlendiği yer ise kalptir. Ateş gibi yakan bu aşka, aşkın acısına, teslimiyetle,
inanç ile katlanılır. Ney sesinin yakıcı güzelliği, neyin içinin hava
(aşk ) ile dolması, neyzenin aşk ile üflediği nefesinin ilâhî karakteri
işte bu ilâhî aşkın ta kendisidir. 16 .yy Dîvân şâirlerimizden Nev'î diyor
ki;
Ney-i ışk ile olmaduk dem-sâz
Bu hevâ âteşinde sûzânuz
17.yy şâirlerinden Hâletî'nin rubâîsi;
Ahvâl-i cihânı her zaman söyleşelim
Ammâ gam-ı aşkımız nihân söyleşelim
Ey vâkıf-ı râz-ı aşk olan ârif-i can
Ney gibi seninle bî-zebân söyleşelim
Ney üfleyenlere «neyzen veya nâyî» denilir. Özellikle, eski devirlerde
neyzenlikte ileri gidenlere «kutb-ı nâyî» denilmektedir. Neyzenliğinin
yanısıra şâir olan üstadlar da «nâyî» olarak tanınmışlardır. Türk mûsikîsinde
gerek neyzenliği, gerek bestekarlığı ve gerek şâirliği ile şöhret olan
üstad, Lâle Devri'nin kudretli bestekârı, Galata Mevlevîhanesi'nin neyzenbaşısı
ve şeyhi, şiirleri ile de ün yapmış, Kutb-ı Nâyî Osman Dede'dir. Osman
Dede, «nâyî» mahlası ile söylediği şiirlerinde, dervişin yakarışını, niyâzını,
neyin nağmelerine benzetmiştir. Gönlü, Allah sevgisi ile dolu derviş ile,
ney onun nazarında birdir. Osman Dede'nin bu duygularını anlatan gazelini
ilk defa yayınlıyoruz ; (Safâyî Tezkiresi )
Gerçi dervîş-i fakîrüm ser ü sâmânum yok
Devlet-i şâh-ı cihân -bana şitâbânum yok
Künc-i külhân bana cây oldı ise âlemdür
Gayr-i masû'-ı Hudâ seyre gülistânum yok
Dehenünle bana va'd itmeye sultânum yok
Dime yok yerlere va'd eyleme cânum yok
Cânuma cân ile kasd eyler ol ağyâr benüm
Cânâ ahvâlümi arz eylemeğe cânum yok
Ney gibi nâle vü ah eylemede giryânum
Şeh-süvârum dime NÂYÎ gibi nâlânum yok
Tasavvufî duyguların söylenmesinde ve gerçek aşkın izâhında dâimâ bir
vasıta olan ney, neyzenlerin vefatlarından sonra duyulan üzüntüyü ifâde
etmek, onları anmak maksadıyla yazılmış mersiyeler ve düşürülen tarihlerde
de yer almaktadır. Neyzen, Dede Süleyman Erguner'in mezar taşında yazılı
olan;
Söyleyib son sözünü Hak diye ERGUN nâya
Bağladı rûhunu o Hazret-i Mevlânâya
Mustafa Nâfiz Irmak'ın merhum Süleyman Erguner için söylediği mersiyesinden;
O benim neyzenimdi , cânımdı
Ekmeliyyetde hüsn-ü ânımdı
Ney'i susturdu, kırdı attı felek
O benim herşeyimdi ,cânımdı
Şâirliği ve neyzenliği ile edebiyât ve mûsikîmizde önemli bir yeri olan
Neyzen Tevfik'in ney ve neyzenler hkakkında söyledikleriyle beraber; kendisi
için de söylenilmiş birçok şiir vardır. Tokatlı Şekip, Neyzen Tevfik'in
ney üflerken, dünyâdaki her maddenin «Allah» dediğini vurgulamıştır;
O, ulvî nağmeler tanzîr ederken nâle-i kalbi
Samah-ı cânâ pür vecd-ü safâ her zerre der: ALLAH
Şâir Eşref, Neyzen Tevfik'in ney üflediğinde mahşer vakti gibi bütün
âlemin canlanacağını, neyinin sanki «Sûr-ı İsrâfil» olduğunu benzetmesini
yapmıştır.
Canlanır herkes o taksim eylese mahşer gibi
Nâyî gûyâ Neyzen' in bir sûr-ı İsrâfil'dir.
Neyzen Tevfik, neyine ve mûsikîmize olan sevgisini bakın nasıl anlatıyor;
Nerde olsam baş ucumda asılı Neyle Girift
Hele Dâvûd ile Şâh Nısfiyesi varsa bir çift
Beste, kâr, şarkı, semâî , iki taksim ve gazel
Böyle bir gün, bu muhabbet koca bir ömre bedel
|


MEVLANA
MEVLEVİ TÖRENİ
NEY VE EDEBİYAT
NEYZENLER
MEVLANA VE NEY
|