
| |
|
English |
|
|
HAREM " İSTANBUL HANIMLARI TOPLULUĞU "
Sarayın Enderun kısmına da Harem-i Hümâyûn adı verilmiştir.
Aslında Harem' den maksat ile saraya özel, padişâh ve ailesine
mahsus bir yer kastedilmiştir. Saraya yeni alınan cariyeler
(sultan hizmetinde ve onun koruması altındaki hanımlar) eskileri
ile birlikte Harem'i meydana getirirler. Buradaki kadınlara Türk
gelenekleri, müslüman âyin ve erkânı öğretilir. Bundan başka,
kadınlar, kabiliyetlerine göre, el sanatları, biçki, dikiş, nakış
sanatının yanı sıra resim ve mûsikî üzerinde de çalışırlardı.
1691 de İzmir'de bulunan Fransız gezgin Sieur du Mont , buradan
gönderdiği bir mektubunda şöyle bir haber bulunmaktadır: " Bütün
kadınlar çok güzel santur çalıyor, evlerindeki başlıca eğlenceleri
budur." 1747-1762 yılları arasında İngiliz büyükelçisi olarak
İstanbul'da bulunan Sir James Porter de kadınların şarkı söylemek
çok başarılı olduklarını, fakat mûsikîyi evlerinde ya da kendi
aralarında ve özellikle boş vakitlerinde yaptıklarını söylemiştir.
Gerek Harem'de gerek Enderun'da hocalık yapanlara; " Muallimîn-i
Enderun-ı Hümayun" denilirdi. Bunlar devrin önemli mûsikî
üstadları arasından seçilirlerdi. Bazen bu muallimler mûsikî dersi
programı dâhilinde haftanın belirli günlerinde saraya gelir,
Harem' de tanbur, ney, santur, kanun, kemençe gibi sazları
öğretirlerdi. Sarayda talimi zor ve uzun sürecek ney, çöğür gibi
sazlarla, mûsiki formları (naat, şarkı, beste) gibi icrası zor
olan meşk talimleri için cariyeler ilgili hocadan meşk için
hocaların evlerine gitmişler, orada uzun zaman misafir edilerek
eğitimin bitiminde saraya dönmüşlerdir.
Sultan II. Mahmud zamanında da (1696-1754) birçok kabiliyetli
cariye yetişmiştir. Enderun'un hem erkek kısmında hem de kadın
kısmında bestekârlıkta, sazende ve hanendelikte birçok mûsikî
üstâdı erkek ve kadın yetişmiş; bu durum 1754 yılına kadar
sürmüştür. Sultan II. Mahmud'un ölümünden sonra hızını kaybeden
Harem Mûsikîsi, XVII. yy.dan îtibâren sarayın dışına çıkarak
sultan saraylarında da geniş yer almıştır. Bu devirde cariyelere
ney meşk eden Mevlevî Derviş İsmail Bestekâr Şeydâ'ya kırk kuruş
aylık veriliyordu. Sadullah Efendi (Ankaralı) sultanın
cariyelerine şarkı besteleri öğretirdi. Leyla Hanım, Dilhayat
Kalfa gibi bestekârlık sahasında güzel örnekler vermiş hanım
bestekarlar da musiki tarihimiz içinde yerlerini almışlardır.
Türk kadınlarının bu güzel özellikleri son dönemlere doğru
gittikçe artmış ve kadınlarımız, gerek savaş yıllarında
sırtlarında taşıdıkları mermilerle gerek besteleyerek söyledikleri
ağıtları, türküleri ; Türkiye Cumhuriyeti'nin genç nesli olarak
topluma sundukları başta mûsikî olmak üzere diğer sanat
dallarındaki başarıları ile bu geleneği sürdürmektedirler. HAREM,
Türk kadınlarının bu güzel özelliklerini bir kez daha hatırlatmak
maksadıyla kurulmuştur. Topluluğumuz geçmişten günümüze doğru Türk
mûsikîsi repertuarını ele alarak sunmaya çalışacaktır.
Süleyman Erguner'in sahneye koyduğu ve son bölümünde neyi ile
Süleyman Erguner 'in katıldığı bu çalışma, dünyanın bütün
hanımlarına ithaf edilir...
geri
ileri
|
|
|