|
SÜLEYMAN
ERGUNER TOPLULUĞU / ENSEMBLE
" NEFES - SEMA -SEMAH "
( MEVLEVÎ - ALEVÎ - BEKTÂŞİ )
Nefes, Türk Tasavvuf Mûsikîsi'nin özellikle Bektâşi meclislerinde icrâ
edilen önemli bir formudur. Gerek Türk Tasavvuf Mûsikîsi ve gerek Türk
Halk Mûsikîsi formlarında yer alan, ancak değişik bir türde ve farklı
enstrümanlarla icrâ edilen Nefes'leri, Süleyman Erguner bu çalışmasında
biraraya getiriyor.
Ney ile bağlamanın ilk birlikteliği Mevlevî semâ'ı ile Bektâşi ve Alevî
meclislerinde yapılan semahın biraraya gelmesiyle kuvvetleniyor. Semâ
ve semah gösterileri ile Mevlevî , Alevî, Bektâşi'ler ve mûsikîleri kol
kola girecek; Türk milletinin Anadolu'da ortaya koyduğu kültür ve sanatı,
güzel -iyi insan olma yolundaki tarzını , sevgi-inanç-sanat felsefesini
ortaya koyacaktır.
Ney, bağlama ve diğer sazlarımızın alışılagelmemiş birlikteliği ile bu
duygu ve mûsikî anlatılacaktır.
Daha önceleri; Âşık Veysel'in , Hacı Bektaş Velî'nin, Pir Sultan Abdal'ın,
ve Mevlânâ'nın aynı duygu içinde söyledikleri gibi;
" GELİN CANLAR BİR OLALIM "
OSMANLILARDA MUSİKÎ
Yedi
asır önce, 1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti , birbiri ardına yapılan
fetihler neticesinde tarih sayfaları içinde yer alan şekliyle son asırlara
kadar dünyanın en kudretli ve geniş topraklı bir devleti olarak gelişmesini
sürdürmüştür. Bu geniş coğrafya içinde gerek Türk, gerek yabancı uyruklu
insanların bir arada yaşadıkları, birbirleriyle sosyal, ekonomik ve kültürül
açıdan son derece uyumlu olarak ilişkiler içinde oludkları bilnmektedir.
Osmanlılar, fethettikleri yerlerde bulunan yerli halkın dînine, örf ve
âdetlerine, kültürlerine ve hatta mûsikîlerine son derece anlayışlı davranmışlar,
kendi değerlerinin yayılması bakımından baskıcı bir tutum göstermemeye
özen göstermişlerdir. Her dinden, her milletten her insanı sadece insan
olduğu için sevmek şeklindeki ordu-millet felsefesi dünya üzerinde bu
asırlarda Osmanlılarda varolmuştur. Osmanlı Devleti'nin bu tutumu karşısında,
Anadolu ve büyük kentler civarında hızla gelişen mûsikî, gerek klasik-dînî-tasavvufî,
gerek folklorik özelliklerle milliyet gözetmeksizin her birey tarafından
tercih edilmiş ve benimsenerek uygulanmıştır. Bu sebepledir ki XIII .
yy.dan itibâren ortaya konan Türk mûsikîsinin ölmez eserlerinin bestecilerinin
ve icrâcılarının arasında, Türk ve müslüman olduğu gibi, Rum , Ermeni,
Yahudi asıllı Osmanlı vatandaşları da bulunmaktadır. XVII.yüzyıl ve sonrası
bestecilerinden Kantemiroğlu, Zaharya, Neyzen Oskiyam, Nikolaki gibi üstadların
eserleri ve icrâcılıkları; Abdülkadir Meragî, Nâyî Osman Dede, III. Selim,
Hammamîzâde İsmail Dede, Zekâî Dede, Şakir Ağa gibi üstadların eserleri
ve icrâcılıkları ile mûsikî tarihimizin aynı sahifelerinde yer almışlardır.
Geniş bir yelpaze ile her formda birbirinden güzel eserler veren Osmanlı
dönemi mûsikîsi, sosyal ve sanatsal bir dayanışmanın en belirgin bir örneğidir.
Bu amaçla sahneye koymayı planladığımız konserin repertuarı ve kullanılan
enstrümanları yukarıda bahsettiğimiz tarzda düşünülmüştür. Kantemiroğlu,
Zaharya, İsmail Dede, Tanburi Cemil Bey gibi Türk mûsikîsi bestecilerinin
eserleri çeşitli enstrümanlarla süslenerek icra edilecek , ayrıca bu zengin
mirasdan faydalanılarak yapılan son dönem mûsikî icrâsına da yer verilecektir.
SULTAN BESTELERİ
Kuruluşundan bu yana Osmanlı Devleti'ni yöneten padişahlar, aldıkları
eğitim ve kabiliyetleri ile sanat dalında çok ileri seviyede olmuşlardır.
Onların, çeşitli sanat dalları içinde en yaygın olarak uğraştıkları, mûsikîdir.
Sultan Beyazıd, Sultan III. Selim, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülaziz
gibi birçok padişahın besteleri , Türk mûsikisinin eşsiz eserleri arasındadır.
Bu çalışmada, kronolojik sıra içinde sultan besteleri icra edilecektir.
HAREM " İSTANBUL HANIMLARI TOPLULUĞU "
Sarayın Enderun kısmına da Harem-i Hümâyûn adı verilmiştir. Aslında Harem'
den maksat ile saraya özel, padişâh ve ailesine mahsus bir yer kastedilmiştir.
Saraya yeni alınan cariyeler (sultan hizmetinde ve onun koruması altındaki
hanımlar) eskileri ile birlikte Harem'i meydana getirirler. Buradaki kadınlara
Türk gelenekleri, müslüman âyin ve erkânı öğretilir. Bundan başka, kadınlar,
kabiliyetlerine göre, el sanatları, biçki, dikiş, nakış sanatının yanı
sıra resim ve mûsikî üzerinde de çalışırlardı.
1691 de İzmir'de bulunan Fransız gezgin Sieur du Mont , buradan gönderdiği
bir mektubunda şöyle bir haber bulunmaktadır: " Bütün kadınlar çok güzel
santur çalıyor, evlerindeki başlıca eğlenceleri budur." 1747-1762 yılları
arasında İngiliz büyükelçisi olarak İstanbul'da bulunan Sir James Porter
de kadınların şarkı söylemek çok başarılı olduklarını, fakat mûsikîyi
evlerinde ya da kendi aralarında ve özellikle boş vakitlerinde yaptıklarını
söylemiştir.
Gerek Harem'de gerek Enderun'da hocalık yapanlara; " Muallimîn-i Enderun-ı
Hümayun" denilirdi. Bunlar devrin önemli mûsikî üstadları arasından seçilirlerdi.
Bazen bu muallimler mûsikî dersi programı dâhilinde haftanın belirli günlerinde
saraya gelir, Harem' de tanbur, ney, santur, kanun, kemençe gibi sazları
öğretirlerdi. Sarayda talimi zor ve uzun sürecek ney, çöğür gibi sazlarla,
mûsiki formları (naat, şarkı, beste) gibi icrası zor olan meşk talimleri
için cariyeler ilgili hocadan meşk için hocaların evlerine gitmişler,
orada uzun zaman misafir edilerek eğitimin bitiminde saraya dönmüşlerdir.
Sultan II. Mahmud zamanında da (1696-1754) birçok kabiliyetli cariye yetişmiştir.
Enderun'un hem erkek kısmında hem de kadın kısmında bestekârlıkta, sazende
ve hanendelikte birçok mûsikî üstâdı erkek ve kadın yetişmiş; bu durum
1754 yılına kadar sürmüştür. Sultan II. Mahmud'un ölümünden sonra hızını
kaybeden Harem Mûsikîsi, XVII. yy.dan îtibâren sarayın dışına çıkarak
sultan saraylarında da geniş yer almıştır. Bu devirde cariyelere ney meşk
eden Mevlevî Derviş İsmail Bestekâr Şeydâ'ya kırk kuruş aylık veriliyordu.
Sadullah Efendi (Ankaralı) sultanın cariyelerine şarkı besteleri öğretirdi.
Leyla Hanım, Dilhayat Kalfa gibi bestekârlık sahasında güzel örnekler
vermiş hanım bestekarlar da musiki tarihimiz içinde yerlerini almışlardır.
Türk kadınlarının bu güzel özellikleri son dönemlere doğru gittikçe artmış
ve kadınlarımız, gerek savaş yıllarında sırtlarında taşıdıkları mermilerle
gerek besteleyerek söyledikleri ağıtları, türküleri ; Türkiye Cumhuriyeti'nin
genç nesli olarak topluma sundukları başta mûsikî olmak üzere diğer sanat
dallarındaki başarıları ile bu geleneği sürdürmektedirler. HAREM, Türk
kadınlarının bu güzel özelliklerini bir kez daha hatırlatmak maksadıyla
kurulmuştur. Topluluğumuz geçmişten günümüze doğru Türk mûsikîsi repertuarını
ele alarak sunmaya çalışacaktır.
Süleyman Erguner'in sahneye koyduğu ve son bölümünde neyi ile Süleyman
Erguner 'in katıldığı bu çalışma, dünyanın bütün hanımlarına ithaf edilir...
ENDERUN
MÜZİĞİ ( MEHTER VE ENDERUN )
Mehter'in etkisi altında kalan Türk mûsik3isi bestekârlarının eserleri,
mehter unsurlarının katılımı ile koral olarak verilecek ve cumhur okuma
tarzı olarak bilinen; sarayın içinde, "ENDERUN" da gelişen mûsikîden örnekler
yer alacaktır.
NEY VE SENFONİ
Ney
sazının büyük aktivitesini, tekniğini ortaya koymaya imkan veren bir çalışma.
Gerek Türk gerek yabancı bestecilerin eserlerinin senfonik olarak seslendirilmesi.
Bunun ilk örneği, 1997 yılında Bursa Uluslararası Müzik Festival'inde
gerçekleşmiştir.
" DİNLE ŞAHNEY ' DEN "
Süleyman Erguner solo olarak ŞAH NEY konseri veriyor. Neylerin içinde
icrası en zor olan ve sesi o değerde güzel olan Şah Ney'in ilk ve tek
CD si Süleyman Erguner tarafından yapılmıştır.
ERGUNER SAZESERLERİ TOPLULUĞU
1950'lerde İstanbul
Radyosu'nda program yapan; Dede Süleyman Erguner'in başkanlığında, Ulvi
Erguner, Asaf Erguner, Niyazi Sayın, Hurşid Ungay'ın katıldığı Erguner
Topluluğu'nun anısına kurulmuştur.
ERGUNER- KALAYCİDİS
" TÜRK VE YUNAN MÜZİK BİRLİĞİ "
" 1650 ' den 1999 ' a " " DERVİŞ VE REMBET "
Süleyman Erguner, Kyriakos Kalaycidis, Alev Erguner, Sophia Neohoritis'
in solistliğinde 12-15 kişilik orkestra ... Yaklaşık yedi sanatçı Yunanistan'dan
geliyor. Solistlerin yanında, ney, ud, kanun, buzuki, kemençe, violensel,
gitar, bağlama, tar, bendir, gibi sazlar icra ediliyor. 1922'de sona eren
Türk-Yunan Savaşından sonra Anadolu'yu terk etmek zorunda kalan bir milyonu
aşkın Yunanlı, gittiği Atina ve Pire'de çok sıkıntı çekti. Dertlerini
bağlama ve buzuki ile dile getiren bu insanlar - REBETLER, yıllarca yaşadıkları
yerleri, duymuş oldukları nağmeleri hatırlayarak avunmaya çalıştılar.
Hem kendi dertlerini, hem de toplumlarının ortak problemlerini; toplandıkları
ve -aman, aman- diyerek gazel attıkları "Amane Kahveleri"nde tellerin
eşliğinde dile getirdiler. Osmanlı Dönemi'ndeki müziği çok güzel bir şekilde
icra eden ve ortaya koyanların içinde yer alan; Zaharya, Nikolaki, Andon
gibi Rum asıllı büyük bestecilerin izlerini süren bu rebetlerin yaptıkları
müzik, son zamanlara doğru modal yapıdan armonizeye doğru bir eğilim göstermişse
de Rebetiko adıyla ve otantik şekliyle, günümüzde Yunanıstan'da çok sevilen
bir müzik türü olarak gelişerek taraftarını çoğaltmaktadır. Türkiye 'de
de dansı ve müziği ile aynı beğeniyi gören bu müzik kültürü belki de Türk-Yunan
dostluğunun en büyük ve tek sembolü olacaktır.
Konser repertuarı ve sunuş, yukarıda bahsedildiği gibi, iki toplumun ;
tarihi gelişim içinde, 1700'lerden günümüze kadar geçirdiği müzik serüvenini
ve zevkini dile getiriyor...
"
SÜLEYMAN ERGUNER MEVLEVİ TÖRENİ / CD
1949 yılında, büyük baba Süleyman Erguner tarafından kurulan Erguner Topluluğu,
Türk mûsikîsinin çeşitli formlarının yanı sıra , mevlevî mûsikîsi ve semâ'ı,
kültür ve araştırmalarına geniş yer vermiştir.
Günümüzün Süleyman Erguner Mevlevî Heyeti' de üç kuşak devam eden bu müzik
ve hizmet zincirini , mevlevîlik âdâb ve erkânı (geleneği) içinde sürdürmektedir
.
SÜLEYMAN ERGUNER, TENDE CÂNIM, OTTOMAN COURT SUFİ MUSİC / CD
Osmanlı Dönemi'nde dînî ve tasavvufî mûsikîden örnekler, şah ney, kemençe
ve hafız sesi ile veriliyor.
NEY NAĞME -NEYZEN " Neyzen Besteciler "
Türk mûsikîsinin en önemli icrâ vasıtalarından biri olan ve sesinin güzelliği
ile insanları büyüleyen Ney, Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî adlı eserinde ilk
on sekiz beyitte insan-ı kâmil derecesinde yer almış ve bunun gibi daha
birçok eserde kültür ve sanatımızın baş tacı olarak ifâde edilmiştir.
Özellikle, Mevlevî âyininin icrâsı sırasında ortaya çıkan mâneviyat ve
sanat güzelliğinin önemli ifâde vâsıtalarından olan neyi icrâ eden neyzenlerimiz,
icrâcılıkları, hocalıkları ve bestekârlıkları ile Türk mûsikîsine imzalarını
atmışlardır. Bunlara; Kutb-ı Nâyî Osman Dede, Neyzen Said Dede, Neyzen
Salih Dede, Neyzen Yusuf Paşa, Neyzen Aziz Dede, Neyzen Salim Bey , Neyzen
Hüseyin Fahreddin Dede, Neyzen Emin Dede, Neyzen "Dede" Süleyman Erguner
ve Neyzen Ulvi Erguner örnek olarak verilebilir. Bu bakımdan, Türk mûsikîsine
neyzenlikleri ve birbirinden değerli besteleri ile büyük hizmetler vermiş
neyzenlerimizden bazılarının eserlerine örnek vermek maksadıyla böyle
bir çalışma projesi öngörülmüştür.
CD
/ Kaset olarak, sanat tarihimizde ilk defa böyle bir çalışmayla, neyzen
bestecilerimizin bazı eserleri - musiki prensipleri içinde mümkün oldukça
kronolojik olarak - ; biyografiler ve gerekli açıklamalarla bu çalışmayla,
neyler, tanbur, rebab, kemençe, kanun, ud, kudüm ve bendir gibi enstrümanlarımızla
sunulacaktır.
|


MEVLANA
MEVLEVİ
TÖRENİ
NEY
VE EDEBİYAT
NEYZENLER11
MEVLANA
VE NEY
|